İlişkisel Sorunlar

İlişkisel Sorunlar

İnsan, sosyal bir varlık olarak nitelendirilir ancak bu sosyal olma hali birbirimizle anlaşabildiğimiz anlamına gelmemektedir. Günümüzde birçok kişi romantik ilişkilerinde, sosyal ilişkilerinde, aile ilişkilerinde çatışma yaşayabilmektedir. İlişkilerde yaşanılan zorluklar çoğu zaman yalnızca o anki durumla sınırlı değildir, tekrarlama eğilimindedir. Benzer ilişki kalıplarının tekrarlandığı fark edilen durumda, yaşanılan olaylara verilen tepkilerin sebebini, yarattığı duyguyu, düşünceyi anlamlandırılamadığında yakınlık kurma konusunda zorlanıldığında ya da ilişkilerde benzer çatışmalar yaşanılıyorsa, bu durumun bilinçdışı bir sebepten kaynaklandığını ifade etmek mümkündür.

Psikanalitik yaklaşıma göre, ilişkisel problemlerin kaynağı büyük ölçüde henüz görünür olmayan, bilinçdışında saklı kalan unsurlardan doğmaktadır ancak erken dönem deneyimlerimiz, ilk bakım verenle kurulan bağlar, anne ve babanın birbiri ile olan ilişkisi, bugünkü ilişki kurma biçimi ve kendimiz dışındaki kişileri algılayışımız derinden etkilemektedir. Psikanalitik/psikodinamik psikoterapi sürecinde ise terapist ve danışan bu görünmeyen dinamikleri birlikte keşfetmeye odaklanmaktadır. Dolayısıyla kişinin anıları, terapiste karşı beslediği duyguları, rüyaları ve gündelik yaşamdaki sürçmeleri aracılığıyla, ilişkilerdeki örüntülerin altında yatan çatışmalara erişmek mümkün hale gelir. Örneğin tekrarlayan biçimde farklı kişilerle, benzer temalarda anlaşmazlık içinde olunan bir ilişkide aslında çocuklukta deneyimlenen kabul edilme ya da reddedilme duygularının etkisini söylemek bir çıkarım/yorum olabilir ancak burada mühim olan kişinin deneyimi esas olarak odaklanılması gereken konudur. Kişinin ilişkide nasıl hissettiği, davranışlar karşısında kendini ne düşünürken ve nasıl davranırken bulduğu, içinde bulunduğu durumun danışan için anlamı psikodinamik psikoterapide önem arz etmektedir

Geçmiş deneyimlerimizin ilişkisel anlamda etkisini Bowlby ve Ainsworth, temel bakım verenimiz çocuk ile kurduğu ilişki üzerinden “bağlanma” kuramına göre açıklamaktadır. Kurama göre çocuğa temel bakım veren kişinin çocukla kurduğu erken dönem ilişkileri çocuğun bağlanma stilini etkilemektedir. Bakım verenin güvenli ve istikrarlı tutumu güvenli bağlanmayı bu durum da yetişkinlikte yakınlık kurmaktan kaçınmadan ilişkilenmeyi, ebeveynin güvensiz ve istikrarsız tutumu kaygılı bağlanmayı bu da onay ihtiyacını ve yakınlığın tekrar temin edilmesi ihtiyacını, çocuğun ihtiyaçlarının karşılanmaması kaçıngan bağlanmayı bu da ilişkide yakınlıktan kaçınıldığını, çocuğun ebeveyne karşı hem güven hem korku hissettiği durumlar da ise dağınık bağlanma ise ilişkiye dair çelişkili hissedilen bir ilişkilenme biçimi olarak görülebilir.

Bu bağlanma stillerinin yetişkinlik dönemindeki romantik ve sosyal ilişkilere yansıması ise oldukça belirgindir. Güvenli bağlanan bireyler genellikle ilişkilerinde duygusal açıklık sergileyebilir, çatışmaları yapıcı şekilde çözmeye odaklanabilir ve partnerleriyle sağlıklı sınırlar kurabilirken; güvensiz bağlanma stillerine sahip bireyler bu becerilerde zorluk yaşayabilmektedir. Önemli olan, bu erken dönem deneyimlerinin kader olmadığı, farkındalık kazanıldığında ve uygun terapötik destek alındığında bağlanma stillerinin değiştirilebilir olduğudur. Psikodinamik psikoterapi süreci, bireylerin bu içselleştirilmiş ilişki kalıplarını keşfetmesine ve yeni, daha sağlıklı ilişkilenme biçimleri geliştirmesine olanak tanımaktadır.