Temel anlamda psikoz veya nevroz ile sınırlandırılamayan, ruh sağlığı alanında çalışanların çözümlemekte ve anlamlandırmakta güçlük çektikleri bir kişilik yapılanması dikkat çekmiştir. Kaotik bir yapıya sahip bu kişilikler, nevrotikler kadar duyguları yoğun yaşamalarına karşın; psikotik kişiler kadar sık sanrılara sahip olmamaktalardı. Bu noktada, “Borderline/Sınırdurum” terimi yapısal örüntü olarak kendine has, geniş yelpazeli bir kişilik organizasyonu olarak tanımlanmıştır (McWilliams, 2011). Otto Kernberg (1975) tarafından nevroz ile psikoz arasında yer alan, nesne yatırımıyla oral dönem çatışmalarından kaynak bulan, bu sebeple de kendiliğin ve nesne imgesinin bölümüyle süperego bütünleşmesinin sağlanmadığı kişilik yapılanması şeklinde açıklanmaktadır. Bölünme, duygulanım hareketliliği, psikoz benzeri süreksiz epizodların görülmesi, kişilerarası ilişkilerde tutarsızlık sınırda kişilik örüntülenmesinin görülebilen bazı yönleridir (McWilliams, 2011). Bu yazıda, sınırdurum kişilik örgütlenmesini oluşumu, kimlik bütünleşmesi, gerçeği değerlendirme yetisi ve savunma mekanizmaları açılarından ele alınarak açıklanmak istenmiştir.
Borderline kişilik örüntüsü oluşumu ve kimlik bütünleşmesi:
Kernberg’in gelişimsel modeline göre ilk temel gelişimsel görevde özne kendilik ve nesne imgesi ile farklılaşmalı yani neyin kendilik, neyin öteki olduğu özne için anlaşılır olmalıdır. Bu durumun sağlanamadığı senaryoda öznede bağımsız olarak güvenilir bir kendilik duygusu görülmez, içsel ve dışsal olanda sınırlar güvenilir bir şekilde gelişmez, öznenin kendi yaşantısı ile ötekinin yaşantısı, zihinleri arasında sınırlar net bir şekilde ayrılamaz. İkinci temel gelişimsel görevde ise kendilik ve nesne imgeleri ayrıştıktan sonra duygusal olarak ayrışmış olmalıdır. Olumlu kendilik imgeleri ve olumlu nesne imgeleri olumlu duygulanımlarla bir aradadır, olumsuz kendilik ve nesne imgelerinden, olumsuz duygulardan ayrışırlar. Özne erken yaşamında bu bölmeyi “bütünleştirebilir” ise yani bir nesne hem iyi hem kötü, “bana kızan annem aynı zamanda beni besleyen kişidir” gibi olumlu ve olumsuz yanları bütünleştirebilir bir algı içerisinde olmuş olur ve ikinci gelişimsel görev de başarılı tamamlanmış olur. Kernberg bu bütünleşme durumunun, bölme mekanizmasının üstesinden gelinmediği durumda “borderline” örgütlenme ile sonuçlandığını ifade etmiştir (Mitchell ve Black, 2014). Terk edilmeye tahammülsüzlüğün olması, sürekli hissedilen boşluk hissi bu bütünleşmenin olamamasından kaynaklanır (Kernberg, 1975).
Kimlik Bütünleşmesi:
Borderline kişilik örüntüsünde kendilik deneyimleri tutarsızlıklar ve süreksizlikler barındırır, bu bağlamda özne kendini tanıtması istendiğinde ne diyeceğini, kendini nasıl tanımlayacağını bilemeyebilir, betimlemelerin asgari düzeyde olması görülebilir. Aynı şekilde hayatlarındaki önemli insanlara karşı da betimlemeleri dağınık, yüzeysel olabilir. Fonagy (2000) bu kişilerin ötekinin ve kendinin ruh hallerinin farklı olabileceğini, farklı özellikleri bulunabileceğini algılayamadıklarını, zihinselleştirme kapasitesinin zayıf olduğunu ifade etmiştir.
Gerçeklik Sınaması:
Borderline kişilik örüntüsüne sahip bireylerde gerçeklik sınaması genel anlamıyla korunmuştur, gerçekliği algılayabilirler. Buna rağmen tedavi içerisinde zaman zaman kalıcı olmayan bir psikotik dönem oluşabilir. Kernberg (1975), sınırdurum örgütlenmeye sahip öznenin patolojisini kabul etmediği dönemde dahi neyin gerçek olup olmadığını veya toplumsal olarak anlaşılan/ anlaşılmayanın ayırt edebilmesinden dolayı “hastalık içgörüsü” yerine “gerçeklik sınamasının yeterliliği” kriterinin kullanılmasını önermiştir. Yani özne kolundaki yüzünün yarısı gülümserken diğer yarısı olmayan yıldız dövmesini toplumun bir kısmında anlaşılmayacağını kabullenmektedir.
Savunma Mekanizmaları:
Kernberg’e (1986) göre savunma mekanizmaları özneyi içsel çatışmalardan korur fakat bu durum egoyu zayıflatır, uyum için gerekli esnekliğini azaltmasına sebep olur. McWilliams (2011) savunma mekanizmalarının kullanılmasının güçlü ve tehdit edici duygudan kaçınmak ve/veya özsaygıyı sürdürme amaçlarının olduğunu vurgulamıştır. Kernberg (1967) borderline kişilik örgütlenmesini incelediği makalesinde, öznenin kullandığı savunma mekanizmalarının genellikle ilkel savunma mekanizmaları olduğunu ve bunların inkar, yansıtma ve yansıtmalı özdeşim, yüceltme, idealizasyon ve değersizleştirme son olarak da bölme olduğunu ifade etmiştir. İnkar savunma mekanizması gerçekleşmiş bir olayı, bir düşünceyi yokmuş, hiç olmamış gibi ifade edildiği savunma mekanizmasıdır. Ego bölünmesi ise bakım verenlerin iyi ve kötü niteliklerinin birlikte ele alınamadığı, öznenin nesneleri kötü veya iyi olarak atfettiği ve deneyimlediği savunma mekanizmasıdır. Yansıtma savunma mekanizması ve yansıtmalı özdeşim savunma mekanizması birbiriyle bağlantılı savunma mekanizmalarıdır, yansıtma içsel olanın dışa atfetildiği savunma mekanizmasıdır, örneğin birey öfkesini dışarıya yansıtıp “öfkeliyim” yerine aslında öfkeli olmayan birine “Öfkelisin, ben öfkeli değilim.” diyebilir; yansıtmalı özdeşim savunma mekanizmasında ise özne içsel nesnelerini yansıtır ve yansıttığı kişi bilinçdışı bir şekilde o özellikleri içe atar, özne nesneyi o özelliklere sahipmiş gibi davranmaya bilinçdışı bir şekilde yönlendirir (McWilliams, 2011). Yüceltme savunma mekanizması ise Freud (1905) tarafından; öznenin ısırma, kirletme, acıya dayanma, acıtma gibi biyoloji temelli dürtülerin toplum tarafından kabul edilebilir, tolere edilebilir hale gelmesi olarak tanımlanmıştır. İdealizasyon savunma mekanizması bebeğin bakım verenleri “her şeye kadir”, “her şeyi yapabilen” olarak atfettiği, yetişkinliğinde de öznenin nesnelere bebekliğindeki gibi “her şeyi yapabilir” olarak atfettiği, “en iyi” sıfatını yakıştırdığı bir savunma mekanizmasıdır; değersizleştirme ise bu aşırı idealizasyonun getirdiği hayal kırıklığıyla, yani aslında göklere sığdıramadığı nesnenin aslında “göklerde” olmadığıyla yüzleşmesi sonucu aynı şekilde kişiyi fazlaca “değersizleştirdiği”, yani önce büyüttüğünü sonra fazlaca küçülttüğü savunma mekanizmasıdır (McWilliams, 2011).
Kaynakça
Fonagy, P. (2000). Attachment and Borderline Personality Disorder. Journal of the American Psychoanalytic Association, 48(4), 1129–1146. https://doi.org/10.1177/00030651000480040701
Freud, S. (1953). Three essays on the theory of sexuality (1905). In The standard edition of the complete psychological works of Sigmund Freud, volume VII (1901-1905): A case of hysteria, three essays on sexuality and other works (pp. 123-246).
Kernberg O. (1967). Borderline personality organization. Journal of the American Psychoanalytic Association, 15(3), 641–685. https://doi.org/10.1177/000306516701500309
Kernberg, O. F. (1971). Prognostic considerations regarding borderline personality organization. Journal of the American Psychoanalytic Association, 19(4), 595-635.
Kernberg, O. (1975). Borderline Conditions and Pathological Narcissism. New York: Jason Aronson.
Kernberg, O. F. (1987). Projection and projective identification: Developmental and clinical aspects. In J. Sandler (Ed.), Projection, identification, projective identification (pp. 93–115). International Universities Press, Inc.
McWilliams, N. (2011). Psikanalitik tanı: Klinik süreç içinde kişilik yapısını anlamak (E. Kalem Çev.). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları (Orijinal eser 2011 yılında basılmıştır).
Mitchell, S. A., & Black, M. J. (2016). Freud and beyond: A history of modern psychoanalytic thought. Hachette UK.