Psikodinamik Psikoterapi
Psikoloji tarihinde, bireylerin hayatını olumsuz etkileyen, yaşamını sürdürmesinde zorluklar yaratan durumları anlamlandırmaya çabalayan birçok düşünce biçimi bulunmaktadır. Tüm bu sağaltıcı yöntemlerin ortak hedefi; bireylerin ruhsallıklarındaki düğümlenmiş bazı noktaların gevşetilmesi olsa da yöntemler kendi içlerinde farklılaşmakta, ayrımlar göstermektedir.
Bilgi veya randevu almak için iletişim formunu doldurabilirsiniz.
Tüm bu sağaltıcı yöntemlerin ortak hedefi; bireylerin ruhsallıklarındaki düğümlenmiş bazı noktaların gevşetilmesi olsa da yöntemler kendi içlerinde farklılaşmakta, ayrımlar göstermektedir. İnsanın hayatındaki zorlukları sağaltmaya dair uğraş içerisinde olan öncü kuramlardan biri psikanalizdir. Psikanaliz, Sigmund Freud ve onun takipçileri tarafından temelleri atılmış; insanı anlamaya dair derinlemesine bir bakış sunan, insan davranışının karmaşık yapısını çözümlemeye odaklanan bir düşünce biçimidir. Bu yaklaşıma göre, insan yaşamını etkileyen durumların yalnızca görünen sebepleri yoktur; aynı zamanda bilinçdışında saklı kalan, farkında olunmayan derin sebepler de vardır.
Bireyin davranışlarını, düşüncelerini, düşlerini ve hatta gündelik hayatındaki küçük sürçmeleri bile yönlendiren bu bilinçdışı süreçler, psikanaliz için temel bir anlam taşıyarak insanı semboller aracılığıyla kendini ifade etmeye sevk eder. Psikanalitik/psikodinamik psikoterapi ise psikanalitik kuramın insan ruhsallığını anlamaya dair ruh sağlığı alanında kullanılan halidir.
Psikanalitik/psikodinamik psikoterapiye göre, insanın ruhsal acıları ve ilişkilerde yaşadığı problemlerin kaynağı, farkındalık alanı dışında kalan unsurlardan doğmaktadır. Henüz kişiye görünür olmayan ancak yaşamını etkileyen bu durumların bir terapist eşliğinde keşfedilmesi ve danışanın farkındalığına sunulması dinamik psikoterapinin temel hedefi ve esas müdahalesidir. Çünkü farkında olmadığımız “şey” üzerinde değişim yaratmak çoğu zaman mümkün değildir; buna karşın farkına varılan, görünür hale gelen olana müdahale edip etmemek artık danışanın özgür tercihi olabilmektedir. Bu bağlamda terapistin, psikoterapi sürecine dair yapacağı tek telkin, danışanın zihninden geçenleri olduğu gibi, sansürlemeden ifade etmesine yönelik olmaktadır.
Farkındalık alanımızın dışında bulunanlara; danışanın anıları, düşünceleri, terapiste karşı beslediği olumlu ya da olumsuz duyguları, rüyalar, sakar eylemler, tekrarlandığı düşünülen durumlar, sürçmeler ve çeşitli davranışlar aracılığıyla ulaşılabilmektedir. Dolayısıyla dinamik terapide “anlatılmaması” ya da “üzerinde durulmaması gereken” belli bir konu bulunmamaktadır. Elbette tanımadığımız bir kişiye zihnimizden geçen her düşünceyi olduğu biçimiyle aktarmak her zaman kolay değildir; ancak burada ortaya çıkan “anlatmama eğilimi” yani direnç, bizzat psikoterapi sürecinin doğal bir parçasıdır. Psikanalitik/psikodinamik terapiye dair bir diğer temel mesele ise konuşulması güç gelen konulara kapsayıcı bir alan açmak ve bu konuları zaman içinde konuşulabilir hale getirmektir.
Klinik Psikolog
Can Toğa
Klinik Psikolog Can Toğa, İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji lisans eğitiminin ardından Işık Üniversitesi Klinik Psikoloji Yetişkin Alt Dalı yüksek lisans programını onur derecesiyle tamamlamıştır. Psikanalitik yönelimle çalışan Toğa; kaygı, depresyon, ilişki sorunları, özdeğer çatışmaları ve psikosomatik yakınmalar gibi alanlarda danışanlarına eşlik etmektedir. Çalışmalarını hem online hem de İstanbul/Kadıköy’de yüz yüze sürdürmektedir.
- İlişkisel sorunlar
- Depresyon
- Kaygı
- Panik Bozukluk
- Sosyal Kaygı
- Kayıp ve Yas
- Obsesif Kompulsif Bozukluk
- Travma
- Psikosomatik Bozukluklar
Psikodinamik psikoterapi sürecinde etki bir anda ortaya çıkmaz; bu, bir çocuğun büyüme sürecini andırır. Yavaş, adım adım, incelikli gerçekleşir. Bu nedenle kişi, süreç ilerledikçe hem iç dünyasını daha derinlemesine gözlemler hem de altta yatan sebeplere temas eder. Özellikle kişinin yalnızca davranışsal belirtilerle değil, bu belirtilerin köklerinde yatan duygusal çatışmalarla çalışmak istediği durumlarda psikodinamik yaklaşım tercih edilebilir.
Sürecin belirsizliği, terapiye başlarken kimi zaman doğal bir soru işareti yaratabilir; ancak bu belirsizlik korkutucu olmaktan çok, kişinin kendine dair katmanlı bir yolculuğa çıkmasını mümkün kılar. Terapist ile, güvenli bir terapötik ilişki eşliğinde yürütülen bu yolculuk, kişinin kendi yaşam öyküsünü hem gözlemlediği hem de deneyimlediği bir süreç haline gelir. Böylece kişi, içsel çatışmalarına dair derin bir anlam kazanır ve dönüşüm için daha sağlam bir zemin bulur.
Bu ekol, depresyon, yaygın kaygı bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk, sosyal kaygı bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu, panik bozukluk, somatik bozukluklar, anoreksiya nervoza ve bulimia nevroza, ilişkisel problemler, kişilik bozuklukları ile çalışmada etkili olduğu gibi; bireyin kendini daha yakından tanıma ve anlama sürecine girmek istemesi durumunda da işlevsel bir yaklaşım sunar.
Psikanalizin insanı anlamaya dair sunduğu bu derinlik, bugün yalnızca psikoterapi dünyasında değil; sanat, edebiyat, felsefe, antropoloji, sosyoloji gibi insanı açıklamaya çalışan pek çok disipline de ışık tutmaktadır. Günümüzde de gelişimini sürdüren, dönüşerek ilerleyen psikanaliz, insanın iç dünyasını anlamaya yönelik en güçlü ve ufuk açıcı kuramlardan biri olarak güncelliğini korumaktadır.