Psikanalitik Açıdan Öfke
Pablo Picasso, Guernica, 1937

Psikanalitik Açıdan Öfke

Öfke kelimesi sözlükte “engelleme, incinme veya gözdağı karşısında gösterilen saldırganlık tepkisi, kızgınlık” olarak karşılık bulmaktadır (TDK sözlüğü, 2019).Öfke, insanın kendini en çok ortaya koyabildiği ikincil emosyonlardan birisidir. Bu sebeple Hall (1915), öfkeyi duyguların en dinamojeni olarak tanımlamaktadır. Öfkeli birey, dışavurumunda da olsa içevurumunda da olsa engellenmişlik karşısında bir mücadelenin içindedir. Öfke; çevreyi ve dünyayı keşfetmeyi, kişinin kendi eylem ve becerilerinde kendini öne koyup çatışmaya girmesini gerekli kılar (Mahler ve ark., 1975).

Psikanalistlerce tasvirindeki gibi, öfkeye başvurmak kişinin özerkliğine hakim olma arzusunu ve kırılgan narsizmini tamir etme ve sonrasında sağlıklı narsisizm oluşturması için temel eylemlerden birisidir (Ronningstam, 2005).

Psikanalitik ekole göre insan canlısının öfke duygusu ilk olarak ebeveyn ile ortaya çıkar. Freud’un (1910) psiksoseksüel gelişim evrelerinden oral dönemde memeden beslenen insan yavrusu ile bakım veren arasındaki ilişki sırasında, içi süt dolu olan iyi memenin yani arzu nesnesinin bebeğin doyumundan önce çekilmesi bebekte kötü meme kavramını oluşturmaktadır. Bu kötü nesneye/memeye zarar verme isteği ile ileriki dönemlerde öfke duygusu açığa çıkar (Klein, 1935). Anal döneme geçildiğinde, tuvalet eğitimi ile bebek dışkısını dışarıya güvenle bırakmalıdır. Lakin; bu dönemde birincil bakım verenin sert tutumu mevcut ise, çocuğunu dışkısını fazla tutmasıyla ya da tutamamasıyla eleştirirse çocuk ruhsallığında suçluluk duyguları ile öfkesi arasında kalır. Bireyde sağlıklı libido gelişimi için anal sadistik evrede bakım verenin tuvalet eğitimindeki müdahaleci tavrı etkilidir. Ödipal dönemde ise çocuk; iğdiş edilme kaygısı ile öfke duygusundan stratejik bir planla uzaklaşarak, saldırgan potansiyelindeki ebeveynle özdeşim kurar. Ebeveyne karşı duyulan öfkenin ebeveyni yaralamasının oluşturacağı hasarı da hesaba katan insan yavrusu, bu hasardan kendini korumak adına öfkeyi kendine yönlendirir. Korkutucu ebeveyn figürünün zaman geçtikçe sevecen hale gelmesi ile öfke başka kanallara yönlendirilmiş olur (Brenner 1975; Klein, 1935; Jacobson, 1954). Bu durum sonucunda ise şiddetli süperego geliştirilir ve ebeveyne benzeyen özellikler içselleştirilir. Ebeveyni idealize etme, güçlü ego ideali öfkeden sonra gelen suçluluk hissi ile geliştirilmiş olur (Freud, 1917). Latent dönem ile süperego işlevinin doruklarına ulaşır ve cinsel duygular bastırılarak öfke stabilize hale getirilir (Freud, 1917). Eğer bu psikoseksüel gelişim dönemlerinden herhangi birinde fikse meydana gelirse, öfkenin yerini narsisizm ve tümgüçlülük almakta ve bireyin ilerleyen yaşamında öfke patolojik boyuta ulaşabilmektedir. Öfkenin inkarı sonucunda fantezilerde, düşlemlerde, kişiler arası ilişkilerde suçluluk duygusu tetiklenmiş olur (Mayne ve Ambrose, 1999).

Depresyon ile öfke arasındaki ilişkiyi Abraham (1911) tasvir eden ilk kişidir. Depresyon sahibi birey ya dışa dönük yoğun öfke artışı yaşamakta ya da içe dönük bastırılmış aşırı bir öfke yaşamaktadır. Depresyonun seviyesinin öfke duygusunu izleyen, öfkelenmeye karşı suçluluk, sindirememe, içerleme hissiyatlarına göre dinamiğinin değiştiğini bildirmiştir. Bilinçdışı öfkenin depresyon için kaynak olduğu bu noktadan ele alınabilir. Freud’a (1917) göre depresyon sahibi birey, içsel bir kayıp yaşamaktadır ve bu kayıp ile başa çıkabilmek adına kaybın sahip olduğu özellikleri benimseme yoluna girer. Fakat; kayıp figürüne yönelik duyulacak olan öfkeyle de kişi kendini özdeşleşmiş bulur ve bu da bireyi depresif duygudurumuna yönlendirir.

Psikanalitik kuramda öfke, yıkıcı cinsel itkiler ve dürtülerle ele alınmaktadır (Freud, 1917). Doyurulamayan dürtülerin yarattığı bilinçdışı çatışmaları izleyen öfke; bilince ulaşırken savunma mekanizmalarına çarparak değişir. Savunma mekanizmaları sayesinde işlevsel biçimde duyguların düzenlenmesi gerçekleşir. Aynı zamanda, öfke duygusu doğru şekilde açığa çıkarıldığında katarsis gerçekleştirilir. Ancak; öfke, dışsal gerçeklik bağlamından kopup yıkıcı biçimde anormal davranışlara yol açıyorsa burada işlevselliğin dışında olarak patolojik bir öfkeden bahsetmek doğru olacaktır (Feindler, 2006). Klinik psikoloji literatüründe öfke tezahürleri, patolojik öfkeden, şiddetten ve psikopatiden ayrı tutulmuştur. Empatiyi yok sayma, etiği hiçe sayma, toplum sağlığını tehdit etme gibi eylemler öfkenin zararlı dışa yansımalarıdır ve kişiliğin olağan gelişiminden ayrı tutulmalıdır.

Psikopatolojik perspektifle ele alacak olursak, Freud’a (1917, s. 127-133) göre, öfke ortaya çıktığında kaygı meydana gelmektedir. Öfke doğası gereği çatışma yaratacağından; bireyler bilinçdışlarında öfkenin bu çatışmasından kaçabilmek adına fazlaca kibar, nazik davranışlarda bulunabilirler, nevroz geliştirebilmektedirler. Freud, öfke duygusunu ve saldırgan davranışları bilinçdışı bir şekilde nezaket ile kontrol etme çabasını da obsesyonel nevroz ile ilişkilendirmiştir. 

Kernberg’e (1975) göre narsisistik kişilik örgütlenmesinde, tümgüçlü benlik ile öfke bir arada meydana gelmektedir. Narsizmin görünürlüğü sömürücü, öfkeli ve sonrasında da sadist bir noktadan gerçekleşmektedir. Benliği korumak adına öfkeyi hissetmek ve hissettirmek temeldir. Narsissistik kişilik, öfkenin ardındaki yoğun utanç duygusundan korunmak amacıyla öfkeyi dışavurur (Kohut, 1977).

Öfkenin patolojik boyutu sınırda kişilik bozukluğunda da görülmektedir. Kırılgan benlik algıları ve ötekine dair bağımlılıkları ile öfkenin saldırgan boyutunu ve pasifize edilmiş saldırganlığını net biçimde gösterebilmektedirler (Kernberg, 1975).

Psikoterapi öfkenin kişiye ve başkalarına nasıl yansıdığını görmenin yollarından biri olabilir. Psikoterapistin öfkenin çıkarılmasına açıklığı, yargılayıcı ve cezalandırıcı olmayan profili sayesinde kişiler öfkelerini anlamlandırmanın bir yolunu bulmuş olurlar. Psikanalitik ekolde öfkenin ardından katarsis yaşanabilir ve bu psikoterapinin bir parçasıdır (Turri,2015). Terapötik bağlamda öfke ele alındığında; danışanın öfkesinin yanında psikoterapistin öfkesi de önem arz etmektedir.Terapistin öfkesi, psikopatiye ve narsizme sahip kişilerle çalışırken terapistin kendi kırılgan narsizmi sebebiyle yoğun biçimde yaşanabilir (McWilliams, 2010). Bu açıdan bakıldığında, öfke ile kızgınlık birbirlerinden bağlam farkıyla ayrılmaktadır. Kızgınlık kişisel bir emosyon olmakla birlikte; öfke daha çok kişiler arası süreci ilgilendiren bir emosyondur. Terapötik ilişkinin kurulması, devamı ve en sonunda ayrışmanın yaşanması aşamalarında öfke duygusu terapi için konu olabilecek bir duygudur (McWilliams, 2010).

Sonuç olarak, psikanalitik perspektifte öfke; ebeveyn ile başlayıp yaşam boyu kişinin kendisiyle ve başkalarıyla ilişkilerini etkileyen, bireyin bu duyguyu dönüştürme ve yansıtma biçimlerine göre ele alınan, içe yönlendirildiğinde depresyona eşlik eden, dışa yönlendirildiğinde narsisizme ve psikopatiye eşlik eden ikincil bir duygu olarak yorumlanmaktadır. Bireylerin öfkelerini ve tezahürlerini fark edecekleri terapötik alanın yaratılması ruhsallık için faydalı olabilmektedir (McWilliams, 2010).

Kaynakça

Brenner, C. (1975). Affects and psychic conflict. The Psychoanalytic Quarterly, 44(1), 5-28.

Feindler, E. L. (2006). Anger related disorders: A practitioner’s guide to comparative treatments. Springer Publishing Co.

Freud, S. (1910). The origin and development of psychoanalysis. American Journal of Psychology, 21 (2), 196–218.

Freud, S. (1917).On transformations of instinct as ex- emplified in anal erotism. Standard edition, Vol. 17, London: Hogarth Press

Freud, S. (1917).On transformations of instinct as ex- emplified in anal erotism. Standard edition, Vol. 17, London: Hogarth Press

Hall, G. S. (1915). Anger as a primary emotion, and the application of Freudian mechanisms to its phenomena. The Journal of Abnormal Psychology, 10(2), 81–87.

Jacobson E (1954) Transference problems in the psychoanalytic treatment of severely depressed patients. Journal of the American Psychoanalytic Association; 2: 695–705.

Johnston, V. L., Rogers, B. J., & Searight, H. R. (1991). The relationship between overt hostility, covert hostility, and depression. Journal of Social Behavior and Personality, 6(1), 85.

Kernberg O. (1975). Borderline Conditions and Pathological Narcissism. New York, NY: Jason Aronson.

Klein, M. (2014). Haset ve şükran (Çev. O. Koçak ve Y. Erten). İstanbul: Metis Yayıncılık.

Kohut H. (1977). The Restoration of the Self. Chicago, IL: University of Chicago Press.

Mayne, T. J., & Ambrose, T. K. (1999). Research review on anger in psychotherapy. Journal of Clinical Psychology, 55(3), 353-363.

Medzhibovskaya, I. (2009). Tolstoy and the religious culture of his time: A biography of a long conversion, 1845-1885. Lexington Books.

McWilliams, N. (2010). Psikanalitik tanı, klinik süreç içinde kişilik yapısını anlamak. İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul.

Ronningstam, E. (2005). Identifying and understanding the narcissistic personality. Oxford University Press.

Turri, M. G. (2015). Transference and katharsis, Freud to Aristotle. The International Journal of Psychoanalysis, 96(2), 369-387.

Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 2019.