Psikosomatik kavramının Psikanalizle ilişkisi Freud ve Breuer’in Anna O. vakasına kadar gerilemektedir. Anna O. öksürük, kısmi felç, baş ağrıları gibi somatik semptomları olan biridir ve Breuer’in değimiyle “arındırıcı konuşma” sayesinde semptomlarının bir kısmından kurtulmuştur. Bu vaka için Freud ve Breuer semptomlarının sembolik anlamları olduğunu ve belirtiye dair ilk anıya ulaşıldığında gelen duygu boşalımından sonra belirtilerin düzelmesinin gözlemlendiği ifade edilmiştir. Anna O. ilk örnek vaka olması niteliğiyle de Psikanalitik Terapi’nin gelişimi ve keşfi açısından önemli rol oynamaktadır. (S.Freud, J. Breuer, 1895)
Somatizasyon duyguların beden üzerinden ifade bulduğu, öznenin duygularını ifade edebilecek durumda olmadığı savunma mekanizmasıdır. Somatizasyon mekanizmasını kullanan bireyler aleksitimik olarak nitelendirilebilir. Somatizasyon sonucunda bireyler bedeninde ağrı, acı, kaşınma, bulantı, terleme gibi semptomlar deneyimleyebilirler. Somatik belirtiler sembolik anlamlar içerir, fakat sembolik anlamların olması somatik bireylerin yaşamış olduğu rahatsızlık verici durumları sahte, gerçek dışı kılmaz, acıyan beden bilinçdışındaki sembolik anlamın yansımasıdır. Dolayısıyla bu bağlamda, ruhsallık ve beden bir bütün olarak ele alınır ve birbirinden ayrılmaz. Bu, ruhsal aygıtta yaşanan bir durumun bedende de tezahür edebileceğini göstermektedir, kaygı beden yoluyla ağrı şeklinde ifade bulabilir (Meisnerr, 2006).
İnsanlar yaşamda karşılaştıkları stresörlere ilk olarak bedensel tepkiler vermektedir, bebek kendini dil yoluyla ifade edemez, zaman içerisinde olgunlaşma süreciyle dil üzerindeki hakimiyet geliştikçe bedende hissedilenlerin dil yoluyla ifade bulmaya başlaması beklenmektedir. Bakım verenin aydınlatıcı rolü ile gelişen bu durum, bakım verenin yönlendirici olmaması neticesiyle öznenin duygularını bedensel belirtilerle ifade edebilmesine fakat dil aracılığıyla duygularını ifade edememesine yol açar, yani duygularını kelimeleri ile değil bedenindeki gösterenlerle ifade eder. Bu durum bakım verenin de somatizasyon mekanizmasını kullandığı durumlarda çocuğa da aynı şekilde aktarılmış olmasıyla gerçekleşebilir. Aynı zamanda somatizasyon mekanizması özneyi içinde bulunduğu zor durumdan kurtarabilir, örneğin akademik hayatında yetersizliğinin getirdiği yoğun anksiyete duygusuyla yüzleşmek istemeyen biri bilinçdışı bir şekilde baş ağrısı, mide bulantısı gibi somatik semptomlar gösterebilir, bu şekilde bu çatışmayla yüzleşmemiş olabilir, derse dahil olmaktan uzaklaşabilir ve kendiliğini istenmeyen duygulanımdan uzak tutmuş olur.
Diğer adıyla bedenselleştirme, her savunma mekanizması gibi öznenin yaşamı daha uyumlu bir biçimde deneyimlemesi amacını içerir. Özne öfke, hüzün, kaygı gibi negatif duygularını dil yolu ile ifade edemez ve beden yolu ile bu duyguları yaşantılar. Bedenselleştirme, arkaik (birincil) savunma süreçleri içerisinde yer almaktadır. McWilliams’a (2011) göre dil öncesi dönemle bağlantılı olarak gerçeklik ilkesinin kazanılmamış olması ve nesnelerin özneden ayrı olduğu anlayışının henüz gelişmemiş olması bir savunma mekanizmasını arkaik yapan özellikler arasındadır. Bedenselleştirme savunma mekanizmasında ise bireylerin yaşamın ilk döneminde stresörlere bedensel tepkiler vermesi ve bir öteki aracılığıyla dil ile duygularını, örneğin düştüğü zaman dizinde hissettiği şeyin “acı” olduğunu ifade edebilmeyi öğrenmesi gerekmektedir. Bunlar somatizasyon savunma mekanizmasının arkaik bir savunma düzeneği olabileceğini destekler niteliktedir. Aynı zamanda somatik semptomların bastırılanın, inkar edilenin yer değiştirmesi sonucu oluştuğu görüşü de bulunmaktadır, savunma mekanizmalarının özelliklerinden biri olan diğer savunma mekanizmalarıyla birlikte kompleks bir biçimde de kullanıldığı söylenebilir (Busch, 2014).
Kaynakça
McWilliams, N. (2011). Psikanalitik tanı: Klinik süreç içinde kişilik yapısını anlamak (E. Kalem Çev.). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları (Orijinal eser 2011 yılında basılmıştır).
Busch, F. N. (2014). Clinical approaches to somatization. Journal of clinical psychology, 70(5), 419-427.
Meissner, W. W. (2006). Psychoanalysis and the mind–body relation: Psychosomatic perspectives. Bulletin of the Menninger Clinic, 70(4), 295-315.
Quinodoz, J. M. (2016). Freud’u okumak. Çev. B. Kolbay, Ö. Soysal. İstanbul: Bağlam Yayıncılık.
Freud, S. ve Breuer, J. (1895). Histeri üzerine çalışmalar (E., Kapkın Çev.). İstanbul: Payel Yayınları (Orijinal eser 1895 yılında basılmıştır)
Parman, T. (2005). Psikosomatik tarihi ve çocuk psikosomatiği. Psk. Yaz., 11:13-32.