Patolojik anksiyete, ortada bir nesne olmadığında dahi nesnelerin olağandan fazla şiddetle tehditkâr olduğuna yönelik algı şeklinde açıklanabilir veya endişelenecek bir sebep yokken endişelenmek olarak da ifade edilebilir. Modern yaşamın stresli koşulları arasında giderek daha fazla insanı etkileyen yaygın anksiyete bozukluğu, Ruhsal Bozuklukların Tanı ve Sayımsal El Kitabı Beşinci Versiyon (DSM-5)’a göre anksiyete bozuklukları çatısına dahil olan, aşırı heyecanlanma, bedende gerginlik, ortada bir sebep yokken felaketleştirme gibi kişiyi birçok yönden huzursuz hissetmesine neden olan yoğun anksiyete durumudur. Kişinin zihninde sürekli “ya olursa” senaryolarının döngüye girmesiyle başlayan bu durum, zamanla günlük yaşamın her alanına sızan kronik bir endişe haline dönüşür.
DSM-5’e göre yaygın anksiyete bozukluğu tanısı için en az 6 ay süreyle neredeyse her gün aşırı anksiyete hissetme, anksiyeteyi kontrol almada zorlanma ve huzursuzluk, heyecan, kolay yorulma, odaklanmada güçlük, kas gerginliği, uyku problemleri, sinirlilik gibi belirtilerden en az üçüne sahip olma kriterleri aranır. Anksiyete türleri incelendiğinde, yaygın anksiyete bozukluğu en sık karşılaşılan form olmakla birlikte cinsiyet dağılımında önemli farklılıklar gösterir; erkeklerdeki yaşam boyu yaygınlığı %4 ile %13,1 arasında iken, kadınlarda bu oran erkeklerde görülenin iki katına çıkar. Bu süreçte zaman zaman anksiyete krizi denilen akut dönemler ortaya çıkar ve fiziksel semptomların belirginliği nedeniyle durum sıklıkla kalp hastalıkları veya diğer tıbbi durumlarla karıştırılabilir.
Uluslararası Komorbidite Anketi’ne göre kaygı bozukluğu ile birlikte majör depresif bozukluk görülme olasılığı en yüksek patolojilerden biri olarak karşımıza çıkar ve erken müdahale edilmediğinde ilerleyici bir seyir izleyerek kişiyi sosyal yaşamdan koparabilir. Neyse ki günümüzde etkili anksiyete tedavisi ve kaygı bozukluğu tedavisi seçenekleri mevcuttur; ilaç tedavisi acil rahatlama sağlarken, yaygın anksiyete bozukluğunun psikodinamik açıdan ele alınışı, semptomların altında yatan bilinçdışı çatışmalara ve erken dönem yaşantılara odaklanır. Freud’un klasik teorisine göre anksiyete, bilinçdışında bastırılmış dürtüler ile savunma mekanizmaları arasındaki çatışmanın bir sonucudur. Psikoterapi süreci ise bu konuşması, üzerine düşünmesi zor olan durumları konuşulabilir hale getirmektedir ve kişiye kaygı yaratan durumların temellerini anlamasında yardımcı olmaktadır.